Varşova, Vistul nehrinin iki yakasındaki güzel şehir

Varşova, Vistul nehrinin iki yakasındaki güzel şehir

Varşova’ya Ukrayna Hava Yollarının (UIA – Ukranian International Airways) ile İstanbul’dan Kiev aktarmalı olarak gittim. UIA’yı tercih etmemin en büyük sebebi uygun fiyatıydı. İptal olan Londra gezimin bilet değişimi için THY’nin talep ettiği ücretin yarısına almıştım bileti. Önceleri şüpheliydim, fakat gerçekten iyi bir havayolu firması, tercih edilebilir.

Uçak Varşova’nın üzerinde tur atarken camdan baktığımda ormanın ortasında bir şehir gördüm. Uçaktan beton ormanı şehirler görmeye alışkın olan benim için çok farklıydı. Hani şehir nerede diye geçirdim içimden.

Polonya’nın para birimi Zloty, 2017 Haziran ayında Türk Lirası ile Zloty neredeyse aynı değerdeydi. Chopin Havalimanının çıkış kapısının yakınında “Kantor Exchange” yani döviz bürosu var, buradan değişim yaptım ancak kuru düşük bozduğunu sonradan farkettim. Kurlara çok dikkat edin, belki bu sebeple metrolardaki ekranlarda bile anlık kur bilgisi var.

Varşova’da döviz bozduracağınız zaman çok dikkatli olmalısınız. Döviz büroları ilk önce size çok düşük bir kur öneriyorlar, sizin kuru bildiğinizi öğrenince pazarlık ediyorlar. Döviz bürosuna girmeden önce tabelalarda Alış ve Satış kurlarının yazdığından emin olun, sadece satış kuru yazıyorsa sizin de yukarıda anlattığım şeyleri yaşamanız çok olası.

Gelmeden önce bağlantı kurduğum arkadaşlarımdan bir tanesi Havalimanından mutlaka lisanslı taksilere bin yoksa çok para alırlar demişti. “Super Taksi” firmasına bağlı bir araca bindim.  Chopin Havalimanı ile Jana Kazimierza arası 30 Zloty tuttu. Hava limanı ile şehir merkezi sayılabilecek bir bölge için gayet makul bir rakam. Havalimanı şehre çok uzak değil belki etken budur ancak bana gayet makul geldi. İsterseniz UBER’de kullanabilirsiniz bu seçenekte size yaklaşık 20 Zloty’ye mal olacaktır.

Varşova’da arabaya ihtiyacınız yok, toplu taşıma çok düzenli ve her yere toplu taşıma ve kiralık bisikletler ile ulaşabilirsiniz. Toplu taşıma ve bisiklet konusuna aşağıda yeniden değineceğim.

Kalacağım yeri canım AirBNB’im ile bulmuştum ilk defa AirBNB kullanıyordum ve endişeliydim. Vona bölgesinde “Jana Kazimierza”  caddesinde bir evde kaldım. Ev sahiplerim üniversite öğrencisi bir çiftti ve çok yardımcı oldular. Buradan onlara teşekkür etmek istiyorum.

Kalacağım yerin olduğu caddeye vardığımda ev sahiplerime ulaşmam gerekiyordu ancak hattımı yurtdışına açtırmamış ve Polonya’da bir hat almamıştım. Arama ve Internet şansım yoktu. AirBNB’deki tek sıkıntı bu aslında. Koskoca caddede şans eseri kalacağım yerin önünde inmişim. Polonya’da Żabka adında küçük marketler zinciri var, bizdeki BİM ile Migros arası bir şey. Bazen bakkal kadar bazen 5M Migros kadar.  Ev sahiplerime ulaşmak için Żabka’ya girdim hat yada telefon varmı diye sordum. Hat almam için Turizm ofisine gidip kayıt olmam gerektiğini söyledi. Kontörlü telefon ise yoktu.

O sırada dükkanda olan bir genç yardım etti ama ev sahiplerime ulaşamadık. Telefonunu açmıyordu. Beklemeye başladım, sonradan öğrendim ki ev sahibim cevapsız çağrıya döndüğünde öğrenmiş orada olduğumu.

İlk gün yorgun olduğum akşam çıkmadım. Kahve içip sohbet ettik.

Ertesi gün sabah erkenden hazırlanıp çıktım. İlk dikkatimi çeken sokakların temizliği oldu, yerlerde ne bir çöp ya da izmarit vardı. Otobüs duraklarında bile yerde bir tane izmarit bile yoktu.  Elimde haritam yürümeye başladım. Her yerde Lehçe tabelalar ve yazılar. Hiçbir şey anlamıyorum. Yürüdüm, Yürüdüm Rondo Daszyńskiego yakınlarına geldiğimde otobüs durağında bir Bilety makinası vardı. Cihaz tabii ki Lehçe, İngilizce opsiyonu da varmış ama ben görmemişim.

Duraktaki bayandan yardım istedim. Beraber biletimi aldık ve harita üzerinden bana gezmem gereken yerleri gösterdi.

Otobüse binip Uniwersytet durağında indim.  Yürüyerek Nowy Swiat caddesine gittim. Şans eseri bir çocuk festivaline denk geldim.


Muhteşem parklarda dolaştım, neredeyse her ara sokağa girip çıktım.

Bir şeyler yedikten sonra Mazowiecka sokağına gittim. Ev sahiplerim Cumartesi gecesi bu sokağın çok eğlenceli olduğunu söylemişti. Varşova’da gece hayatı Türkiye’ye oranla çok ucuz. Gece 04:00’e kadar bu sokakta çeşitli mekanlara girip çıktım. Sonrasında kaldığım yere dönmek için otobüs durağına gittim ama gece otobüsünü bulamadım. Birkaç saat kadar oyalandıktan sonra normal otobüsler çalışmaya başladı ve kaldığım yere döndüm.

Biraz dinlendikten ve uyuduktan sonra öğle olmuştu. Çıkıp Vistul nehri kıyısındaki Centrum Nauki Kopernik’ e gittim. Vistul kenarında birşeyler yedim. Yürüdüm. Bir plajla bile karşılaştım.

Pazartesi günü Erasmus+ kapsamındaki görevim başlıyordu ve erkenden çıkıp (UKSW) Uniwersytet Kardynała Stefana Wyszyńskiego w Warszawie’ye gittim.

İlk gün üniversiteye ulaşmak hiç kolay olmadı, bir kez kayboldum. Belki 5 kez vasıta değiştirdim. Sonradan sadece 1 vasıta ile ulaşabileceğimi öğrendim tabii.

UKSW’ye ilk vardığımda çok şaşırmıştım. Ne güvenlik kontrolü vardı, ne duvarlar… Elimi kolumu sallayarak girdim içeri.

Centrum Laboratoryjne Nauk Przyrodniczych binasına gittim ve burada incelemelerde bulunmaya başladım. Pazartesi’den Cuma akşamına kadar buradaydım.

Sunucu odalarını, 3 Boyutlu yazıcıları, Öğrencilerin sanal gerçeklik projelerini, 3 Boyutlu dijital ders materyallerini, araç simülasyon odasını inceleme ve çalışma ortamlarını gözlemleme fırsatım oldu.

Cuma akşamı UKSW’den vedalaşıp ayrıldıktan sonra, Vistul’un karşı tarafına Prague bölgesine gittim. Varşova 2. Dünya savaşında çok acılar çekmiş bir şehir. Prague bölgesi hariç neredeyse tamamı yıkılmış. Bu bölgenin her sokağı tarih kokuyor resmen. Varşova Stadyumu da bu bölgeye yakın.

Cumartesi günü Łazienki Park’a gittim. Mutlaka gitmeniz gereken bir park burası. Çok romantik bir yer. İçinde Chopin anıtı, müzik dinletileri, küçük bir gölün ortasına kurulmuş masallardan fırlamışçasına duran yazlık saray bile var.

 

Bir de Polonya’lıların belkide tek askeri başarısını kazanan King Sobieski  (III. Jan Sobieski) anıtı var. II. Viyana Kuşatmasında Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı yenen kral olarak biliniyor. Bu anıtta Sobieski’nin atının altında 2 asker görünüyor. Heykelin sağ ve solundaki kalkan ve kalpaklar ise bence  Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı ve Osmanlı askerini temsil ediyor.

Öğleden sonra Rozbrat adlı sokakta bulunan bir kafede yemek yedim. Bu kafeyi çok sevdim. Yemekten sonra Old Town adı verilen eski şehir merkezine gittim. Harika bir yer, Cumartesi olması sebebiyle Old Town’dan, Nowy Swiat’a olan yol araç trafiğine kapalıydı. Her yerde insanlar yürüyor, sokak müzisyenleri, dansçıları sokakları mesken tutuyordu.

Pazar günü Varşova’nın hiç gitmediğim bölgelerine ayırmıştım.  Ghetto’ya gittim, burada yaşananları öğrendiğimde insan olmaktan utandım.

Yahudileri topluyorlar ve zaman içerisinde toplayarak katlediyorlarmış. Bugün bu katliamların yapıldığı binanın sadece ilk katı ve duvarının bir kısmı duruyor.

Nazi subayları buraya aldıkları Yahudilere “Şu kadar para getirirseniz, sizi bırakırız” dedikten sonra parayı alıp öldürüyorlarmış.

1939’da 1.300.000 olan nüfus, 1946’da 422.000’e düşmüş. Yaşananları sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Varşova, 2. Dünya Savaşının ardından Komünizm ve Rus hâkimiyetine giren bir şehir. Rusların 1955 yılında hediye olarak yaptıkları bir bina var. 237 Metre yüksekliğinde olan bu bina, Palace of Culture and Science binası olarak geçiyor. Çok gösterişli bir bina olsa da binadaki soğuk rus etkisi hemen göze çarpıyor. Binanın içerisinde neler yok ki? Sinemalar, Tiyatrolar, Spor Kulüpleri….

Bu binadan biraz ilerleyince Şehir merkezine ulaşıyorsunuz, Burada merkez tren istasyonu var. PKP isimli tren yolu şirketinin 3 çeşit tren hizmeti var. Normal, Hızlı, Çok Hızlı trenler.

Şehir merkezi, diğer yerlerin yanında bana çok şey ifade etmedi açıkçası.

Pazar günü tren ile Varşova’dan Krakow’a geçerek Varşova gezimi sonlandırdım.

 

Ne yenir?

Dumplings dedikleri Mantının büyük tanelisi bir şey var, içeriği çok çeşitli olabiliyor.

Spagettili  domates çorbası var, haşlanmış spagetti sipariş esnasında çorbaya ilave ediliyor.

Zapiekanka, ekmek üstü pizza olarak tanımlayabilirim. Ben çok sevmedim.

Polish Sour Rye çorbası, ben rengine bakarak mercimek çorbası diye düşünerek sipariş verdim, değilmiş.

Ulaşım

Varşova’da beni en çok etkileyen şeylerden birisi şehir içi ulaşımındaki düzenlilik olmuştu. Metro, Tram ve Otobüs duraklarında aşağıdaki resimde göreceğiniz zaman çizelgeleri var. Tramvay ve Metro’nun zaman çizelgelerine uyacağını anlayabilirim ama ya otobüs? Şehir içi otobüslerin bu çizelgede yazan zamanlarda durağa gelmeleri ve iki durak arasındaki mesafenin çizelgede belirtilen süre içerisinde kat edilmesi beni çok etkiledi. İnsanlar bu duruma o kadar alışmışlar ki birbirlerine randevu verirken “14:57 Ordona durağı” diye randevulaşıyorlar.

Jakdojade adında bir uygulama var, bu uyguma ile Varşova’da nereye nasıl gideceğinizi çok kolay bir şekilde öğrenebilir ve planlayabilirsiniz.

Otobüs bileti almak için makineler var, bu makinelerde kredi kartınızı kullanabiliyorsunuz. Çeşitli biletler var. Ben 72 saatlik bileti tercih ettim. İlk kullandığınız andan itibaren 72 saat içerisinde istediğiniz kadar toplu taşıma aracına binebilirsiniz. Bir bilet bütün araçlarda geçerli. Zaten Tramvay ve Otobüslerde size bilet sormuyorlar, sadece metro girişlerinde okutuyorsunuz.  Kimse sormamasına rağmen herkesin bilet alıyor olmasını ise toplumsal saygı ile açıklayabilirim.

 

Bisiklet

Varşova tam bir bisiklet şehri, geniş caddeleri, bisiklet yolları, parkları, saygılı ve kurallara uyan sürücüleri ile burada bisiklete binmek çok keyifli, Veturilo’ya üye olarak bisiklet kiralayabilir ulaşımınızı bu bisiklet ile yapabilirsiniz. Üstelik her kullanımda ilk yarım saat ücretsiz.