İlk 40 Yıl

İlk 40 Yıl

 

1976 yılının nisan ayında Ankara’da öğretmen bir anne ve memur bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldim. Bir bahar bebeğiydim yani. Çok güzel bir çocukluk dönemi geçirdim.

Ankara’nın Gazi Mahallesi adı verilen bölgesinde geçti çocukluğum. Bir tarafımızda Atatürk Orman Çiftliği diğer tarafta ise demiryolu vardı. Bahçe içerisinde 2 katlı evler olan güzel ve tenha bir mahalleydi. Burada herkes birbirini tanırdı. Evimizin hemen karşısında iki sokağın köşesinde bir park vardı. Bütün çocukluğum o sokaklarda ve parkta geçti diyebilirim. Aslında o sokağı ve parka hepinizin aşina olduğunu düşünüyorum.



“Aşk Tesadüfleri Sever” filminde Özgür’ün evi “Mümtaz Gümüş Sokak’ta” yani bizim sokaktaydı. Özgür ve Deniz’in 1 Eylül 1977’de doğduğunu düşürsek o sokakta oynayan çocuklardan birisi de ben olmalıyım. Kırmızı FER marka bisikletim olduğuna göre belki Özgür’le bisiklet sürmüşlüğümüz bile olabilir. Alttaki resimde görülen Mavi Beyaz bahçe demirli olan ev bizim evimiz. Pencere ise benim odam 🙂

Ama bu kadarla bitmedi sokağımızı tanıyor olmanız. “Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi” dizi ve filminde Behzat Komiser ’in evi bizim iki yan ev oluyordu. Aslında o binada bütün çocukluğum boyunca bir bakkal vardı. Sürekli sakız, şeker ve çikolata alırdım. Bakkalın torunu Özgül ise yakın arkadaşımdı ve Behzat Komiser ‘in evinde otururlardı. Belki de bu yüzden bu kadar çok sevdim Behzat Ç’yi. Behzat Ç. Konusunu ayrı bir blog yazısında yazacağım.

İlkokula Gazi Mahallesinde Gazi İlkokulunda başladım. 1A sınıfındaydım öğretmenim ise Nurhayat ÖZTÜRK’tü. Başka hiçbir öğretmenimin adını hatırlamıyorum 🙂

İlk okul ile ilgili en net hatıram 23 Nisan törenlerine Ankara 19 Mayıs Stadyumunda katılmış olmamdı. Babam hiç üşenmemiş bana karton kutulardan bir robot kostümü yapmıştı. O robot kostümünün altında çok mutluydum. Aşağıdaki üstünde üçgen desenler olan robot benim 🙂

1984 Senesinde hayatımdaki en yakın arkadaşım olan kardeşim Tuğba doğdu. İlk başlarda onu kıskandım galiba 🙂 Sonralarda ise en yakın arkadaşım oluverdi. Olmasaydı ne kadar yalnız kalırmışım…

 

İlkokul bitip ortaokula geldiğimizde Gazi Çiftliği Lisesinde başlamıştı ortaokul hayatım. 1.sınıfın sonunda Gazi Mahallesindeki güzel evimizden Etlik semtindeki apartman dairesine taşınmıştık. Bende Kanuni Lisesine geçmiştim. Yeni mahallede ve okulumda kimseyi tanımıyor yalnızlık çekiyor ve uyum sonunu yaşıyordum. Bu sebeple 3. Sınıfta annem beni Balgat Ömer Seyfettin lisesine naklettirmiş ve kontrolü altına almıştı. Aynı dönemde 19 Mayıs Yıldırak Daş tenis kortlarında tenis oynamaya başlamıştım.

Ortaokulun ardından Balgat Endüstri Meslek Lisesi Elektronik bölümünde okumaya başlamıştım. 3 yıl pek güzel bir öğrencilik dönemi geçirmedim. Okulun Voleybol takım seçmeleri olduğunu duymuştum. Seçmelere katıldım. Gariptir ki seçildim. Sonrasında DSİ Voleybol Kulübünde de voleybol oynamaya başladım. Lise hayatım boyunca okulda ve DSİ’de voleybol oynadım. Aslında pek başarılı bir oyuncuda değildim. Genelde yedek beklerdim.

Lise 2 ve Lise 3 yıllarında Staj vardı. Okulu ve stajı halk tabiriyle asarak, Yüksel, Tunalı Hilmi Caddesine giderdim. İyiki de gitmişim diyorum şimdi. Öğrendiğim bir çok şeyi oralarda öğrendim. 1990’lar Ankara’da Ergen bir genç olmak için çok güzel yıllardı. Pazar günleri Tunalı Hilmi Caddesi araç trafiğine kapanır herkes caddeye çıkardı. Dansedenler, Sokak müzisyenleri vardı. Kızılay’daki Metro inşaatı sebebiyle Kızılay’da araç trafiğine kapalıydı. Vagonlardan cafeler restorantlar vardı. Hatta Metro Yeraltı şantiyesinde belediye tarafından bir yılbaşı partisi bile düzenlenmişti. Karne günlerinde yumurta savaşları yapılırdı. Çok güzel yıllardı. Bu yıllarda üniversite sınavlarına (ÖSS-ÖYS) hazırlanmam için ailem beni dershaneye göndermişti. Dersaneye gitmek kim ben kim. Gitsem bile kantinde gitar çalıyordum J Zararlı bir öğrenciydim yani.

1993’de liseyi bitirmiştim. Tiyatro’ya başlamıştım. Konservatuvar sınavlarına hazırlanıyordum. O yıllarda Özel televizyonlar yeniydi. Star TV’de Ferhunde Hanımlar vardı. Orada oyuncu olan Şahap SAYILGAN ile birlikte çalışma fırsatını yakalamıştım. Aynı anda YKM Tiyatro kulübünde de oynuyordum. Konservatuvar sınavlarında “Dostlar, Romalılar, Vatandaşlar” demiştim. William Shakespeare’in hakkını verdim mi bilmiyorum ama sınavı kazanamadım. Ardından bir boşluğa düşmüştüm. Yakın bir arkadaşımla – Adını yazıp reklamını yapmayacağım biz ona X bey diyelim – bir TV programı yazmaya başladık. Programın yazıcı çıktısı 200 sayfadan fazlaydı. Bu esnada TRT GAP’ta “Gide Gide GAP” programının stüdyosunda bulunuyor ve yönetmen İsa OKUTAN ile çalışıyorduk. Bazen kablo taşıyor bazen de su getiriyorduk ama reji nedir? Canlı yayın nasıl olur hepsini anlama fırsatımız olmuştu. Aslında stüdyolara çok yabancı da değildim. Babamın görevi gereği Milli Eğitim Bakanlığı Film Radyo ile Eğitim Merkezinde geçmişti çocukluk zamanlarım. Hatta bir matematik serisinde kısa bir rol bile almış, bir oyuncuyu mahcup bile etmiştim. İsa bey ile birlikte çalışırken kalan zamanlarımızda AFHA – Ankara Film Yapım Reklamcılık Haber Ajansına gidiyorduk. Orada da Rahmetli Tayfun TALİPOĞLU ile çalışma fırsatını yakalamıştım. X bey ile Star TV’ye gidip projemizi anlattık. Başlangıç müziği şu, şöyle gireceğiz dekor böyle olacak felan. Çok heyecanlı ve ümitliydik. Star TV yetkilisi “Biz iletişim fakültesi öğrencilerinden ve mezunlarından böyle bir proje görmedik” demişti ve bize X Bey siz dansederseniz, sizde şarkı söylerseniz bu iş olabilir demişti, biz bunu reddettik tabii ki. Dahi çocuklardık! ya biz… Bu durumun ardından X bey ile yollarımız bir daha kesişmemek üzere ayrıldı.

Üniversite sınavını doğal olarak kazanamamış ve AÖF’de Turizm Otelcilik okumaya başlamıştım. Moral bozukluğu ile 1996’da Staj yapmaya Simena Tatil Köyüne gittim. Dönemin en ihtişamlı yerlerinden birisiydi. Önce Komi, Garson oldum. Bana göre değildi ben restoranı paspaslarken barda herkes eğleniyordu. Ne yaptım ettim bara geçtim. Barda herkes eğleniyordu ya bu esnada ben arka tarafta dizlerime kadar suyun içinde sıcak makinada bulaşık yıkıyordum. Paspası tercih mi etseydim acaba? Aylar sonra barın ön tarafına geçmiştim. Barmen olarak değil elbette. Yardımcıydım sadece bira dolduruyordum. Olsundu en azından o sıcak makine yoktu. Tam herşey yoluna girmişti ki beni Snack Bar’a gündüz vardiyasına verdiler. Bir gün Tayfun Talipoğlu geldi. Beni üstümde üniforma ile görünce şaşırdı ve “Senin ne işin var burda” diye azarladı. “Dönünce yanıma gel, benimle çalışacaksın” diye ekleyerek gitti.

Döndüm, birkaç kez yanına gittim yoktu. Nasıl olsundu? Yol Hikayeleri yapan bir adamdı ve hep şehir dışındaydı. Yıl 1997 olmuştu ve ben Ankara Üniversitesi Çankırı Meslek Yüksek Okulunun Endüstriyel Otomasyon bölümünü kazanmıştım. Bu defa yolum Çankırı’ya düşmüştü. İlk yıl okul yine asıldı. Chat yapıldı, gezildi, radyoda program yapıldı. Chat yaparken bozulan bilgisayarı tamir ederek meslek hayatına bile başlandı. Ve 20 dersten 9 tanesinden kalarak ikinci yıla geçildi. E yine 20 ders var artı 9 da alttan. 29 ders. Gecemi gündüzüme katarak hepsini temizledim ve uzatmadan mezun oldum. Bölüm başkanım çok şaşkındı. Aslında bende çok şaşkındım. Hatta 70 ortalamayı bile tutturmuştum.

1999’da yüksekokul bitti ve Ankara’ya döndüm.

TepeHome’da Bilgi İşlem Müdürlüğünde işe başladım. 1999-2001 yılları arasında çalıştıktan sonra Emret Komutanım diyerek 4.Jandarma Komando Eğitim Tugay Komutanlığında askerlik günlerine başlamıştım.

18 aylık uzuuun bir askerlik sürecini Üstün Hizmet Belgesi ile tamamladım.

Askerden döner dönmez yine Tepehome ’da çalışmaya başladım ve burada Eşim ile tanışarak 2005 yılında evlendik.

2007 yılında Tepehome ’dan ayrılıp Atılım Üniversitesi Bilgi İşlem Müdürlüğüne geçtim. 2008’de oğlum Arda hayatıma bir güneş gibi doğdu.

2013’e kadar Atılım Üniversitesinde görevime devam ettim. 2013 Yılında Ankara’dan Gaziantep’e taşındık ve Hasan Kalyoncu Üniversitesinde çalışmaya başladım.

Burada lisansımı tamamlayarak Bilgisayar Mühendisi oldum.