Dragon’un şehri Krakow

Dragon’un şehri Krakow

Varşova’dan Krakow’a PKP’nin treni ile geldim. Tren gayet rahat ve moderndi. 220V Elektrik prizleri ve internet bağlantısı vardı. Yaklaşık 5 saatlik yolculuğun ardından vardım Krakow terminaline.

Yolculukta en çok dikkatimi çeken şey, yol boyunca hiç kesilmeyen yeşillikler oldu. Muhteşem manzaralar eşliğinde geçen bir yolculuk, Ormanın içindeki bahçeli evler, geniş düzlüklerdeki çiftlikler insanı hayaller denizinde yüzdürür türdendi.

Krakow Otobüs ve Tren garı Galeria Krakow adlı bir alışveriş merkezinin içinden geçilen altlı üstlü bir yapı, çok güzel düşünülmüş ve tam şehir merkezinde.

Galeria Krakow’dan çıktığımda gördüğüm bisikletli bayan polislerin trafik çevirmesi ile karşılaştım.

Krakow’a gittiğim günlerde Polonya’da resmi tatildi. Booking.com üzerinden yaptığım bir hostel rezervasyonum vardı. Tramvaya binip hostele ulaştım. Oraya nasıl bu kadar puan vermişler anlamıyorum. Korkunç bir yerdi. Resmi tatil sebebi ile bütün oteller ve AirBNB’deki odalar doluydu. Çıktım, yol üzerinde daha önce gördüğüm Hostel Yellow’a gittim. İçeri girdiğimde gayet bakımlı, temiz ve geniş bir hostel ile karşılaştım. Resepsiyondaki hanımefendiye yer sordum. Bir kişilik boş yer olduğunu söyledi. Umutlanmıştım. Tutuyorum dedim, işlemleri yaparken aynı yerin booking.com üzerinden daha önce ayırtılmış olduğunu farkettik. İptal olabileceğini ancak 18:00’e kadar beklememiz gerektiğini söyledi. Kişinin ödeme yapıp yapmadığını, kredi kartının geçerli olup olmadığını kontrol etti ve aradı. Sonucunda bu hostel’de kalamadım. Kalmasam da oradaki ilgiden ve mekanın bakımlılığından memnun olmuştum.

Çıkınca booking.com’a bakmaya devam ettim, panikle bulduğum ilk yere rezervasyon yaptım. Konumuna bakmadan yaptığım bu rezervasyon Krakow merkezin dışında bir yerdeydi. 5 dakika içerisinde iptal ettim ve ücret kesintisi yaşadım.

Krakow’daki ilk günüm sancılı başlamıştı.

Tekrar AirBNB’ye bakmaya karar verdim. Sayfalarca aramanın ve mesajlaşmanın sonunda bir yer bulabildim. Burası da bir hosteldi ama ilk hostele göre çok daha iyiydi.

Kilitli bir dolap ve üst kat bir ranza verdiler. Yerleştim, dinlendim ve dışarı çıktım.

Krakow şanslı bir şehir, bütün Avrupa’nın yerle bir olduğu dünya savaşlarından neredeyse hiç zarar görmemiş. Tarih kokan sokakları, kaleleri, market alanları var. Çevrenizde ki modern nesneler ve işletmeler olmasa zaman yolculuğu yapmak mümkün.

Krakow’da beni ilk karşılayan Barbikan ve çevresindeki geniş park oldu. Etrafında hendeği, burçları, surları ile masallardaki prenses kaleleri gibiydi.

Barbican küçük bir kale, aslında kale değil kontrol noktası ve barınak bile diyebiliriz.

Şöyle bir yer.

Barbican’ın yanından geçip Market Square’ye doğru ilerlerken bir burcun altındaki dar ve uzun kapıdan geçiyorsunuz ve hoop Ortaçağdasınız… Kapıda sizi sokak müzisyenleri karşılıyor. Krakow turistik bir bölge olmasından dolayı her yerde sokak müzisyenleri var. Geleneksel ve klasik müzik yapıyorlar.

Kapıdan çıkıp sağınıza baktığınızda gördüğünüz manzara bu…

Karşılaştığım diğer sokak müzisyenleri…

Çok uzun olmayan bir yürüyüşün ardından Market Square’ye ulaşıyorsunuz. Çok kalabalık, geniş bir meydan burası. Konserler için de kullanılıyor.

Faytonlar, seyyar hediyelik eşyacılar meydanın ortasında toplanmış. Etrafında ise binalar, dükkanlar var. Meydanın ortasında tarihi bir çarşı, çarşının hemen yanında bir kısmı kurtarılabilmiş bir kilise ve kenarında katedral var. Katedralin iki kulesinden her saat başı canlı trompet çalınıyor. Her kes o an durup dinliyor. Katedralin içi ziyarete kapalı.

Market binasını kapalı çarşının küçüğü olarak düşünebiliriz. İçinde hediyelik eşya standları, dışarıda ise lokantalar var.

Market Square’de ki faytonlar beyaz, atlar çok güzel süslenmiş ve bizdekinin aksine son derece bakımlılar. Fayton sürücülerinin hepsi bayan, frak giyiyor ve yüksek şapka takıyorlar.

Bu alandan ayrıldıktan sonra, defalarca kayboldum ve her seferinde “Bütün yollar Roma’ya çıkar” sözü gibi bütün sokaklar Market Square’ye çıkıyordu.

Çevredeki binaların hepsi birbirine benziyor ve bu sayede bütün sokaklar da birbirinin aynısı gibi, daha önce gidip beğendiğiniz bir yeri tekrar bulmak için kendinize işaretler belirlemelisiniz. Benim işaretim bu adamdı…

Sokaklarda çok fazla tanıtım elemanı var ve çoğu bayan. Mekanımız çok güzel, özel şovlar var, şu an indirim saati gibi şeyler duyuyorsunuz. Beni hostelde uyardıkları için bu mekanlardan hep uzak durdum. İçerisinin sizi soymak için bir tuzak olduğunu söylemişlerdi.

İkinci uyarıları ise Matrix’deki “Follow the White rabbit” uyarısı gibiydi. Sakın “Free Tour” yazan şemsiyelilere bulaşma dediler kısaca.

Market Square’de katedrali sol arkanıza, Market binasını da solunuza alıp tam karşınızda ki geniş sokak sizi Vistula kenarındaki, Wavel kalesi ve dragon heykeline götürecek. Aynı sokağı Wavel kalesi sağınızda kalacak şekilde Vistula kıyısından takip edip ara sokaklara girerseniz Jewish District’e ulaşabilirsiniz.

Kalenin girişinde karşılaştığım bir manzara, Krakow’da bir bisiklet şehri, her yere bisikletle ulaşmanız mümkün.

Wavel Kalesi, Vistula nehrinin kenarında yüksek duvarlı hiç savaş görmemiş bir kale. Sanki ilk yapıldığı günden bugüne sadece sarmaşıklar tarafından kuşatılmış gibi.

3 tane kulesi var, bunlar Sandomierska, Zlodziejska, Senatorska adından da anlaşılacağı üzere son kule iç kalenin hemen yanında.

Kaleye Bernardynska kapısından girdiğiniz de sağınızda büyük bir bina (Bilet satış yeri), solunuzda ise Vistula’ya bakan teraslar var. Teraslar çok keyifli.

Büyük binanın yanından yürüyerek Zlodziejska kulesinin yanından bahçeye ulaşıyorsunuz. Girer girmez Katedralin altın kubbesi gözlerinizi kamaştıracak.


 

Güzel bir bahçenin içinden geçerek iç kaleye ulaşacaksınız, şahsi fikrim bu kısmın kaleye yakışmadığı yönünde. İç kale balkonlarının bir kısmında duvar resimleri göreceksiniz. Diğer tarafta olmaması hatırladığım kadarıyla yaşanan bir yangınla ilişkilendiriliyor.

Katedrale ulaştığınızda muazzam taş işçiliği ile karşılaşacaksınız. İçeriye girdiğiniz de ise bir mezarlıkla. Yüksek rütbeli din adamları ve kraliyet ailesi üyeleri burada defnedilmiş. Katedrali mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Kaleden çıkıp Vistula kenarına geldiğinizde sizi Dragon Heykeli karşılayacak, şanslı yada yeterince sabırlıysanız ağzından çıkan alevleri görebilirsiniz.

Vistula kıyısında restoran tekneler var, burada yemek yiyebilirsiniz.

Jewish District’e akşam gitmenizi öneririm. Budapeşte’deki gibi salaş ve küçük barların olduğu bir bölge. Sağlı, sollu barlar var. Barların dekorlarında kullanılan öğeler ve fotoğraflar bize çok yakın. Fesli, bıyıklı siyah beyaz fotoğraflar, Türkiye’de görmeye alışkın olduğumuz klasik aksesuarlar var.

Auschwitz – Birkenau

Hepinizin bildiği gibi Auschwitz bir toplama kampı. Tur şirketlerinin uygun fiyatlı turları olmasına ve bunu her yerde gözüme sokmalarına rağmen okuduğum bazı kitaplar, belgeseller ve filmlerden orada yaşananları öğrendiğim ve gördüğümde yaşayacağım derin üzüntüyü bildiğim için gitmek istemedim.

Wieliczka Tuz Madeni

Auschwitz ile birlikte en çok reklamı yapılan yer bu tuz madeniydi, gitmek için zamanım yoktu ve kaçırdığıma çok üzüldüm.

Ortaçağa bir yolculuk yapmak istiyorsanız Krakow’u mutlaka görmelisiniz.

Buda bonus, Krakow’da çektiğim en güzel fotoğraf